Bizden Haberler

11
Ağu

Temel ve Sevgilileri…………!!!!!!!!!!

Temel’in üç tane sevgilisi vardır..!! Biri Öğretmen..biri Doktor…biri de Santralcidir…Fakat öğretmenle evlenmeye karar verir..Bunu bilen bir arkadaşıneden öğretmenle evlendiğini sorar..Temel de ona döner:…Ula der..Bilmezmisin doktorlar bugün git yarın gel der…..Santralci  de..Şu an meşgul daha sonra tekrar deneyin der..Am öğretmen ne der..?? Hadi bir daha tekrarlayalım….!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

                                                            11.08.2012                    N.B.

 

 

11
Ağu

Papaz ve Maliyeci………………

Papaz ve maliyeci aynı gün ölmüşler…Maliyeci cennete..papaz da cehenneme gitmiş…Papaz bu duruma itiraz edip,ilgili melekle görüşmeye gitmiş..Ben bu uygulamanızı adil bulmuyorum..!! Dünyada tam 55 yıl süre ile kilisede kendimi insanlara ve onları doğru yola yönlendirmeye adadım..Herkese iyilik ettim..Siz de tuttunuz beni cehenneme, çok kişinin canını yakan maliyeciyi cennete gönderdiniz…!! Bu nasıl olur..?? Melek tebessüm ederek……Haklısın bu dediklerini ve yaptıklarını biliyoruz..Ancak sen ne zaman kilisede vaaz vermeye başlasan insanlar insanlar seni dinlerken hep uyukladılar…Maliyeci ise ne zaman bir işyerine gitse,oradakiler bildikleri tüm duaları okudular……

                                                   11.08.2012                           N.B.

 

 

11
Ağu

Kavak ve Kabak…….

Ulu bir kavak ağacının hemen yanında bir kabak filizi boy göstermiş…..Bahar ilerledikçe,bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış…Yağmurlar ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyümüş…ve neredeyse kavakla aynı boya gelmiş..Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:…Sen kaç ayda geldin bu hale..??  On yılda demiş kavak..!! On yıldamı..?? diye gülmüş ve çiçeklerini sallamışkabak.Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim..bak..!! Doğru demiş kavak ağacı doğru..!! Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları  başladığında kabak önce üşümeye,sonra yapraklarını düşürmeye,soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış..!! Sormuş endişeyle kavağa ……Neler oluyor bana..?? Ölüyorsun demiş kavak ..Benim on yılda geldiğim yere iki ayda gelmeye çalıştığın için…

                                                     11.08.2012                      N.B.

 

 

10
Ağu

TÜRK USULÜ BAŞARI FORMÜLÜ………..

İşe Başlamadan Önce……………………………İNŞALLAH

İşe Başlarken………………………………………….BİSMİLLAH

Şaşırırsak………………………………………………..ALLAH ALLAH

Kendimize Güvenirsek……………………………EVELALLAH

Azmedersek……………………………………………ALİMALLAH

İşten Vazgeçersek………………………………….EYVALLAH

Sonuna Kadar Gitmek İstersek……………..YA ALLAH

Canımızı Sıkarlarsa……………………………….FESUPANALLAH

İşe Heyecanla Sarılınca………………………..ALLAH ALLAH   ALLAH

İşi Başarıyla Bitirince……………………………MAŞALLAH

Eğer İşi Başaramazsak……………………….HAY ALLAH

 

                           10.08.2012                                N.B.

 

 

10
Ağu

Neden Yoruluruz…???????????

Yorgunluk bir nevi zehirlenme sayılabilir.Çalışmaktan yorulan adale”Laktik asid” meydana getirir…Yorgun bir adaledeki laktik asidi giderebilirsek,o adale derhal çalışabilecek duruma gelecektir…Günlük hayatımız boyunca, yorulan adelelerimizin meydana getirdiği laktik asidle kendimizi zehirleriz..Bundan başka adelelerin çalışmaları esnasında vücudun oluşturduğu başka yorgunluk toksinleri daha vardır.Kan dolaşımı esnasında bu yorgunluk toksinleri vücudun her tarafına taşınır..Dolaysı ile sadece adelelerde yorgunluk hissetmekle kalmaz,bütün vücudu muzla yoruluruz.Bu yorgunlukta en büyük hisse de beyine düşer..Bilim adamları yorgunlukla ilgili çok ilginç bir deney yapmışlar..Son derece yorgun düşen ve yorgunluktan uyuyakalan bir köpeğin kanı başka bir köpeğe nakledildiğinde,ikinci köpek hemen yorgunluk belirtileri göstermiş ve o da derin  bir uykuya dalmıştır.Buna karşılık dinç ve zinde bir köpeğin kanı uykulu yorgun bir köpeğe nakledildiği zaman köpek hemen uyanmış..yorgunluk belirtilerinden iz kalmamıştır..Bütün bunlara rağmen yorgunluk sadece kimyasal bir olgu değildir..Aynı zamanda biyolojik nitelik taşır..Yorgunluğu tam anlamıyla ortadan kaldırmak söz konusu olmadığı için,vücut hücre erinin istirahat etmesine,dinlenmelerine meydan vermek gerekir..Hücrelerdeki tahribat onarılmalı..beyinin sinir hücreleri yenilenmelidir..Yorgunluk hissedildiğinde vücudun eski gücünü kazanabilmesi için uyku şarttır..Burada dinlenmenin de değişik şekilleri olduğunu özellikle belirtelim..Bütün gün masa başında kafasını yorarak çalışanbir kimse,kendini yorgun hissettiğinde dinlenmek için uzanıp yatmak istemeyebilir..Bununu yerine uzun gezintilere çıkacak,temiz hava da dolaşmayı tercih edecektir..Okuldan eve gelen uzun uzun ders çalışan çocuklarda dinlenmeyi yatıp uyuyarak yapmazlar..Koşup oynayarak dinlenirler..Bunun nedeni açıktır..Vücudun belirli bir kısmı örneğin beyin,gözler,eller,yada bacaklar yorulduğu zaman o uzvu yeniden güçlendirmek,zindeleştirmek için en iyi yol vücudun diğer kısımlarını çalıştırmaktır..Başka türlü söylemek gerekirse,düzenli,aşırı kaçmayacak bir hareketlilikle de dinlenebiliriz..Kapalı yerlerde çalışanlar dimağı faaliyeti yoğun olan kimseler açık hava sporları yaparak dinlenirler..Hareket soluk alıp vermeyi hızlandırır.Kan dolaşımı hızlanır..Hormonların eylemi artar..Vücuda yararsız maddeler yorgun kısımlardan atılır..Ancak genel bir yorgunluğun tek çaresi güzel bir uykudur….!!!!!!!!!!!!!!!

                                                   10.08.2012                              N.B.

 

 

10
Ağu

AĞIR DİYET………………

Adamın biri yolda giderken,birden ayağı kayıp düşmüş…Arkasından gelen adam,kalkmasına yardım etmiş…Düşen adam teşekkür ettikten sonra..!!Sizin bu iyiliğinize  nasıl karşılık verebilirim..?? demiş…Vallahi ben şimdiki iktidar partisinin bir üyesiyim..İlk seçimlerde bizim partiye oy verirseniz,ödeşmiş oluruz…Adam ters ters bakmış karşısındakine..!! Beyefendi beyefendi demiş.Ben düşünce kıçımı yere vurdum..kafamı değil….!!!!!!!!!!!!!!!!!!

                                                                    10.08.2012                      N.B.

 

 

10
Ağu

Kaç Kişi…!!!!!

İsviçre Çin’e savaş ilan etmiş…Bir şekilde çin’e kadar gelmişler..Haber Çin başbakanına geç ulaşmış..Başbakanım İsviçreliler saldırdı..Pekin’e girdiler..!! İsviçrede ne..?? Avrupada bir ülke..Kaç kişi bunlar..?? 5 milyon….!! Hangi otelde kalıyorlar….!!!!!!

                                                      10.08.2012                          N.B.

 

 

 

10
Ağu

Esirlere Soru…….!!!!!

Hitler üç esir yakalamış…İngiliz..Fransız…ve birde yahudi…Size soru soracağım,bilirseniz sizi bırakacağım  demiş..!! İngilize sormuş:..Titanik kaç yılında battı..?? İngiliz hemen  cevap vermiş 1912 diye….Hitler göndermiş  İngilizi….Fransız’a sormuş bu kez…Titanik’te kaç kişi öldü..?? Fransız cevap vermiş…1050  Tamam  sende gidebilirsin…!!diyerek özgür bırakmış ve yahudi’ye dönmüş….Say lan isimlerini…!!!!!

                                        10.08.2012                                  N.B.

 

 

9
Ağu

Hapşırana neden çok yaşa denir..??

Hapşıran bir kişiye çok yaşa demek adeti..Hemen hemen her kültürde vardır..Anlam olarak biraz değişikte olsalar, sonuçta aynı kapıya çıkarlar..!! Hapşıranlara İngilizlerin” God blees you” Almanların ” gesundheit” İtalyanların “felicita” deme adetlerinin kökeni,hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna inanılan çok eski zamanlara gider..!! İnsanlar asırlar boyu yaşamın sebebinin ruh olduğuna,ruhun ise insanın başı içinde olduğuna, hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar..Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanışı güçlendirdi..İnsanlar hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler..!! Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat’ın öğretileriyle insanlar…hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma refleksi olduğunu öğrendiler..Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan,hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana “uzun yaşa,sağlıklı yaşa” veya yeni zibidi nesilin söylediği “Geç geber” gibi sözlerin söylenmesi adeti .bu zamanlarda başlar..!! Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna,insanı hastalıktan koruduğuna,hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına ,belkide ileride ölüme sebep olabileceğine inandılar..Artık hapşıranlara tebrikler..veya iyi şanslar deniliyordu..Hapşırana çok yaşa…denilmesinin kökeni bir çok kültürde bu şekilde olmasına ragmen,bir Hıristiyanlık deyimi  olan “God blees you”(Tanrı seni takdis etsin) cümlesinin kökeni ayrıdır..Altıncı yüzyılda İtalya’da bulasıcı ve öldürücü veba hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik hapşırma olması nedeni ile hapşıranlara” God bless you” denilmesi papa tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır..!! Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde “God bless you” diyecek kimse yoksa,o kişinin kendi kendine “God help me”(Tanrı yardımcım olsun)demesi tavsiye edilmiştir…Genelde çok yaşa diyene..sende gör..yani sende benim yaşamımı görecek kadar çok yaşa…denilmesi de adettendir..!! Hapşırana çok yaşa deyince hapşırmanın kesileceğine inananlarda vardır…!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

                                                           09.08.2012                      N.B.

 

9
Ağu

Trafik Işıkları ilk ne zaman kullanıldı..??

Kırmızı ve yeşil ışıklı trafik lambası ilk kez 1868 yılında Londra’kullanıldı..Henüz motorlu araçların icat edilmediği o tarihte,at arabalarının yoğun olduğu bazı caddelerde,gaz lambası ile trafiğin düzenlenmesine çalışılmıştı…!! Daha sonraları 1920’de ABD’nin Detroit kentinde demiryolu sinyalizasyon sisteminden esinlenen bir trafik lambası kullanıldı…. Günümüzde kullanılan trafik lambasının patenti ise  ABD’li Garrett Augustus Morgan’a aittir…Morgan buluşunun patentini 23 Kasım 1923 tarihinde Cleveland’da aldı ve buluşunu bir süre sonra General Electric’e sattı……!!!!!!!!!!!!!!!!

                                                          09.08.2012                                 N.B.